Endüstri 4.0 ve Dijital Dönüşüm

1973 petrol krizinin Amerikan otomotiv sektöründe yıkıcı bir etkisi oldu. Amerikan otomotiv endüstrisinin büyük araçları, çok kısa sürede yerlerini yakıt tasarrufu sağlayan, sağlam ve verimlilikleri dolayısıyla uygun fiyatlı Japon araçlarına bıraktı. Bu Japon firmalarının en başında Yalın Üretim sisteminin yaratıcısı Toyota’yı gördük. Deming’in TQM metodolojisini kurması yaklaşık 10 yıl gecikmeli oldu. Şu anda bu pazarda halen liderliği Japon otomotivleri alıyor.

Yalın Üretim/TQM veya Six Sigma felsefeleri ile standart bir sürecin, daha çevik ve verimli olarak gerçekleştirilmesi müşteri ihtiyaçlarına daha uygun, kaliteli ve ucuz araçların çıkmasını sağladı.

Bu sistemlerin metodolojik olarak çok büyük avantajlar sağlamasına rağmen şu anda rekabet edebilirlik noktasında tek başına yeterli olmadığını görüyoruz. (Ancak bu noktada yeterli olgunluğa ulaşmamış şirketlerin dijital dönüşüm yeterliliğini de sağlayamadığını da eklemek gerekmektedir)

2011 yılında Alman hükümeti tarafından kalkınma planı olarak ortaya atılan endüstri 4.0 kavramı, 2015 yılında Klaus Schwab tarafından Dünya Ekonomik Forum’da lanse edilmişti. Peki endüstri 4.0 neler sağlıyor? Dijitalleşmenin kilit noktaları olan şeffaflık, tahmin edilebilirlik ve oto-kontrol.

Endüstri 1.0 ve öncesinde kişiye özel ve terzi usulü dediğimiz yöntemlerle üretim yapılmaktaydı. Tabi bu üretim maliyetlerinin çok yüksek olmasına neden oluyordu. 2. sanayi devrimi ile kitlesel üretim faaliyetleri başladı. Kitlesel üretimin en büyük bileşeni, parça başına üretim hacminin çok fazla olmasıdır. Bu sayede üretim maliyetleri çok fazla düşmüş ve birçok ürün herkes tarafından ulaşılabilir olmuştur.

2. sanayi devrimini 3. ve günümüzdeki 4.dalga izlemiştir. Elektronik devre sistemleri, IT teknolojisinin gelişmesi ve daha yüksek bilgi-işlem kapasitesi ile daha özelleşmiş ve düşük maliyetlerle üretim yapabilir durumdayız. Gün geçtikçe de bunu arttırıyoruz.

Ancak, başta üretim sektöründe olmak üzere hemen hemen her sektörde kişiye özelleşmiş ürün ve hizmet üretme noktasına doğru gidiyoruz. Hem kompleks ihtiyaçlar için terzi usulü çalışacak hem de bunu daha düşük maliyetlerle yapacak sistemlere ihtiyacımız artmaktadır.

Petrol krizinin otomotiv sektöründe yarattığı yıkıcı etkinin benzerlerini, yakın zamanda akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle bu değişime ayak uyduramayan Nokia veya Kodak gibi şirketlerin erimelerine şahit olarak yaşadık. Şimdi çok daha büyük bir değişim sürecini Covid-19 ile tüm sektörlerde eş zamanlı olarak yaşıyoruz. Pandemi ile hayatımız baştan aşağı değişmeye başladı, tabi bu da yepyeni kavramları ve iş modellerini hayatımıza getiriyor.

4 Dijital Trend

Pandemi ile önemi artan ve 2030 yılına kadar her sektörde karşımıza çıkacak başlıca 4 temel trendin sanal gerçeklik, bağlantılı araçlar, hiper-otonom sistemler ve kişiselleşme olacağını görüyoruz.

Yaşadığımız bu günlerde sanal ile gerçek arasında hiç olmadığı kadar hızlı ve sık geçiş yapıyoruz. Neredeyse uyanık olduğumuz tüm zamanda telefon veya bilgisayarımız ile bağlantılı durumdayız.  Çok yakın zamanda sanal gerçekliği çok fazla yerde göreceğiz. Ofisler, AVM ve mağazalar, şu an bazı müzelerde uygulanan sanal gerçeklik uygulaması gibi ulaşılabilir olacak.

Bizim gibi, kullandığımız araçlar da sürekli veri üretiyor noktasına geldi. Son yıllarda sadece arabalar değil, televizyonlardan buzdolaplarına kadar birçok alet çok fazla veri üretmeye başladı.  Ayrıca üretilen verilerden eş-zamanlı karar alabilecek algoritma ve robotik sistemler de kullanılabilir durumda. Bunlar ev aletleri, kişisel robotlar vb. gibi eşyalar olarak da evimize girmeye başladı.

Verileri hem bağlı olduğumuz telefonlarımızla hem de evimizdeki eşyalarla bu kadar çok üretince birçok şirket bizi daha iyi tanıyor ve ürünlerini satabilmek adına kişiselleştirilmiş teklifler sunuyor. Bunun ürün geliştirme ve kişiye özel üretim yapma konusunda rekabeti zorlayacak bir alan olacağını görüyoruz.

Dijital yeterlilik bu yeni dünyaya hazır mı?

Son 10 yılda bilgi-işlem gücü ve bant genişliği hızında çok büyük bir gelişim yaşandı. Bunları da hem bulut ortamları hem de onpremde veri depolama maliyetinin azalması izledi. Ayrıca sensör maliyetleri %50 ve robot maliyetleri de %30 oranında azaldı.

Tüm bunların sonucunda artık daha büyük datayı depolayabiliyor, daha doğru işlem yapabiliyor ve makinelerin daha hızlı (bazı alanlarda neredeyse eş zamanlı) otonom kararlar almasını sağlayabiliyoruz.  Bu da bizi değişen bu yeni düzen için cesaretlendiriyor.

İş modeli ihtiyaçları, teknolojiyi «insan odaklı, konum bağımsız ve esnek» olma noktasında zorluyor.

Gartner’ın yayınladığı rapora göre, yeni dönemdeki iş modeli ihtiyaçları teknoloji gelişimini üç temel noktada zorluyor. Bunlar insanın merkezde olması, konumdan bağımsızlık ve esnek olmak.

Pandemi, kaç kişinin çalıştığını ve kuruluşlarla etkileşimde bulunduğunu değiştirse de insanlar hala tüm işlerin merkezinde. Ve günümüz ortamında çalışmak için dijitalleştirilmiş süreçlere ihtiyaçları var. Bu noktada öne çıkan kavramlar davranışların interneti, kişiselleştirme ve kişisel bilgi güvenliğini korumak için gizliliği arttırılmış bilgi işlem.

COVID-19 ile, çalışanların, müşterilerin, tedarikçilerin ve organizasyonel ekosistemlerin fiziksel olarak var olduğu yerler de değişti. Konumdan bağımsızlık, iş dünyasının bu yeni sürümünü desteklemek için bir teknoloji değişikliği gerektiriyor. Bu noktada öne çıkan konuların dağıtık veri/bulut altyapısı, konum kısıtsız erişim ve siber güvenlik ağı olduğunu görüyoruz.

İster pandemi ister durgunluk olsun, dünyada dalgalanma mevcuttur. Uyum sağlamaya hazırlanan kuruluşlar, her türlü kesintinin üstesinden gelecektir. Bunun için çevik yönetim, yapay zeka ve hiper-otomasyon bileşenleri ile karşılaşıyoruz.

Kaynak: Gartner

Davranışların İnterneti

IoT kavram olarak nesnelerin içine gömülü sensörlerin birbiriyle bağlanması ve ürettikleri verilerin alınması. Sonrasında alınan bu verilerin işlenmesi ile nesnelerin aksiyon almasını sağlayan sistemdir.

Farklı IoT cihazları ile farklı noktalardan toplanan verilerin anlamlandırılmasına IoB (internet of behaviour) denilmektedir. Gartner tarafından ortaya atılan bu kavram ile:

  • Müşterilerin alışveriş davranışlarını,
  • Müşterinin satın alma sürecinin hangi aşamasında oluğunu
  • Gerçek zamanlı ve hedefli reklamları

desteklemektedir. Kısacası kişiselleştirme için kurulmuş en büyük altyapıdır.

Kişiselleştirme

Kişiselleştirme şu anda tüm sektörlerde en çok odaklanılan konulardan birisidir. Müşterinin aktivasyonu ve geçmiş verilerle DNA’sı çıkartılır. Sonrasında müşterinin satın alma yolculuğunda kişiselleştirilmiş aksiyonlarla daha fazla satış yapılması amaçlanır. Bunun için büyük datayı depolama, anlamlandırma ve eş zamanlı aksiyonlar üretmek gerekmektedir. Dolayısıyla teknolojinin de bu noktaya evrildiğini gözlemliyoruz.

Yapay Zekâ

Teknoloji trendlerinde diğer önemli bir unsur da yapay zekâ. Dijital ortamın ve verinin olduğu tüm alanlarda fazlasıyla hayatımıza girdi. Örnek olarak görüntü işleme teknolojisi ile video veya resimleri tanımlayabilen ve aksiyon üreten algoritmalar oldukça yaygınlaştı. Ses ve yazıların da artık yapılandırılmış veri formatına sokulabilir ve algoritmalar tarafından anlaşılabilir durumda. Hatta Open-AI tarafından geliştirilen GPT-3 şiir, makale bile yazabiliyor. Web sitelerinde şikayetlerimizi chat botlar dinliyor ve bize yardımcı oluyor. Sürücüsüz araçlar bu bahsettiğimiz tüm konuları içeren, en önemli hiper-otomasyon örneği. Görüntü, ses ve diğer araçları tanımlayabilen ve eş zamanlı karar alabilen kompleks sistemler. Bunun gibi daha birçok alanda da yapay zekâ yaygınlaşmış durumda olduğunu görüyoruz.

Dijital trendler, girişim ekosistemini teknoloji ve dijital odaklı konulara daha fazla odaklamaktadır.

Dijital trendler, girişim alanlarını da şekillendiriyor. Startup Watch’un 2020 yılı Türkiye girişim ekosistemine dair hazırladığı rapora göre girişim sayılarında;

  • Oyun alanındaki girişim sayısı son iki yıldır zirvede ve bunu devam ettiriyor.
  • Yapay Zekâ tabanlı çözümler sunan girişimlerin son 3 yılda ilk 5’te yer aldığını ve yükselişte olduğunu görüyoruz.
  • Sağlık teknolojileri, uzun süredir olduğu gibi yine listede. Pandemi sonrası özellikle sağlık alanında yapay zekâ ve IoT teknolojilerini daha sık duymaya devam edeceğimizin sinyallerini alıyoruz.
  • Software as a service konusu sayı olarak düşüşte olmasına rağmen ilk 5te devam ediyor.

Yatırım büyüklüğünde ise SaaS ilk sırada. Yapay Zeka bunu takip ediyor. Sonrasında da sırasıyla pazarlama, sağlık ve finans teknolojileri geliyor. Pandemi ile yaygınlaşan market alışverişinizi yapabileceğiniz platformlar da ön plana çıkmış durumda.

Globalde ise durum biraz farklı. Startup Genome’un raporuna göre erken dönem yatırımda en fazla büyüyen sektörler, robotik ve üretim teknolojileri, blockchain, tarım teknolojileri, yapay zeka ve büyük veri.

Oyun, reklam ve medya teknolojileri ise düşüş eğiliminde.  Bizden farklı olarak globalde oyun sektöründe yaşanan düşüş ilgi çekici. Bunun yanında finans teknolojileri de olgunluğa gelmiş ve büyümüyor durumda, exit yatırımında ise %100 gibi bir oranla büyüme devam ediyor.

Diğer bir ilgi çekici nokta tarım teknolojilerinin ön plana çıkmış olması. Değişen iklim koşulları ve artan nüfusun, kısıtlı tarım kaynaklarından daha fazla verim alınması noktasındaki zorlayıcı etkisinin yapay zeka ve IoT bazlı çözümlerin geliştirilmesine olan ihtiyacı arttırdığını gözlemliyoruz.

Kaynak: Startup Genome

Yakın dönemde yaşadığımız pandeminin etkisi dijital dönüşüm sürecini ivmelendirdi. Hayatımızın çok hızlı bir sürede değiştiğini deneyimledik. Ancak geçtiğimiz 1 yıl bu sürecin sadece başlangıcı durumunda ve önümüzdeki dönemde değişim etkisini arttırarak devam edecek. Uzaktan çalışma, sanal ile gerçek hayat arasındaki çok sık yaşadığımız geçişler, hiper-otonom sistemler ve kişiselleştirilmiş ürünler karşımıza çıkacak temel kavramlar. Bu kavramlar, teknolojinin de evrilmesine neden olmakta. İnsan merkezli, dağıtık veri altyapıları ile konumdan bağımsız çalışabilen, esnek ve güvenliği arttırılmış sistem ihtiyaçlarının ön plana çıktığını görüyoruz.

2030 yılına kadar bahsettiğimiz trendler satın aldığımız ürünlerde ve hayatımızda önemli bir yer tutacak. Girişim ekosistemi de bu değişimi görüyor ve buna yönelik hareket ediyor. Ülkemizde ve dünyada yapay zekâ tabanlı, büyük datayı kullanan, derin ve ileri teknoloji odaklı inovatif fikirlerin yoğun bir şekilde startuplara dönüştüğüne şahit oluyoruz ve olmaya da devam edeceğiz.

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here